Fransızca hikayeler
A1'den C2'ye kadar 107 kısa hikaye. Bilmediğin kelimeye dokun, Türkçe karşılığı hemen görünür.
A1 Başlangıç
18 hikayeAnlatıcının kapısının üstünde 1834 tarihli bir taş var ve evini her gelene bu taşla tanıtıyor. Belediyedeki eski planlar taşın gerçek olduğunu, ama evin olmadığını gösteriyor.
Belediye haftada iki sabah açık ve kâğıtlarını getirenler hep öğleden on dakika önce geliyor. Anlatıcı bir saat kazandırmak için başkanla konuşuyor.
Köyün arkasındaki yürüyüş yolunda sarı izler ırmaktan önce sola sapıyor ve yolu üç kilometre uzatıyor. Anlatıcı sapmanın sebebini sorup köprüye bakmaya gidiyor.
Belediyenin duvarındaki kamera köyün sitesine on dakikada bir görüntü gönderiyor ve anlatıcı bunu gereksiz buluyor. Sekreter bilgisayarı açınca görüntülere kimin baktığı ortaya çıkıyor.
Baba ile oğul iki fasulye ekiyor: biri pencerede, biri mutfak dolabında. On gün sonra dolaptaki daha uzun oluyor ve çocuk sonucu yazıyor, sonra bitki devriliyor.
Apartmanda bir kural var: tabak asla boş geri gitmez. Anlatıcı ile alt kattaki komşu üç yıl boyunca aynı beyaz tabağı doldurup gönderiyor, sonra tabağın kime ait olduğu ortaya çıkıyor.
Anlatıcı dört yıldır aynı trene biniyor ve hep aynı koltuğa, soldaki pencereye oturuyor. Bir salı sabahı o koltukta biri uyuyor ve trenin öteki tarafı ilk kez görünüyor.
Okul bahçesindeki ağacın alçak bir dalına arılar konuyor ve kimse dışarı çıkamıyor. Köyden gelen adam bütün işi on dakikada bitiriyor.
Kız okuldan bir soruyla dönüyor: şeker sıcak suda daha mı hızlı kayboluyor? Mutfaktaki iki bardak soruyu cevaplıyor, ama kızın kendi cümlesi değişmiyor.
Meydandaki kahvehanede aynı sokağın 1951'de çekilmiş bir fotoğrafı asılı ve fotoğrafta iki at duruyor. Anlatıcı atların bağlandığı halkayı duvarda buluyor, patron ise fotoğrafta kendi evini bulamıyor.
Köyün kolileri garın önündeki sarı makineye geliyor, ama şifreyi okumak için makinenin önünde telefon çekmiyor. Herkes sola on adım gidiyor, makineye bakmaya gelen adam da dahil.
Bir mayıs sabahı bahçedeki ağacın alçak dalı arılarla kaplanır ve kimse dışarı çıkmaz. Arıları almaya gelen adam beş dakikada işini bitirir ve teşekkür ederek gider.
Pazardaki peynir tezgâhında bir müşteri her hafta aynı şeyi istiyor: geçen haftakini. Amca hasta olduğu cumartesi bunun ne olduğunu kimse bilmiyor.
Sokakta "isteyen alsın" notuyla bırakılan sarı bir sandalye üç gün kimseyi bulamıyor, sonra anlatıcı onu alıyor. İki ay sonra sandalye aynı notla yine sokakta, ama bu kez notun altında bir cümle var.
Mahallenin kitap kutusu eski bir buzdolabı: bir kitap bırakan bir kitap alıyor. Anlatıcı iki yıldır bitiremediği polisiyeyi oraya koyar ve bir hafta sonra kitabın içinde bir not bulur.
Anlatıcı küçük bir garajda işe başlar ve ilk görevi duvardaki listeyi bilgisayara geçirmektir. İki hafta sonra liste bilgisayardadır ama kimse ekrana bakmaz.
Jura'da bir köyün müzesi tek odadır ve kapısı kapalıdır; anahtar mavi evdeki bir hanımın yanındadır. Üç eşya için gelen anlatıcı bir saat sonra çıkar.
Anlatıcı iki yıldır her sabah aynı kadınla aynı otobüsü bekliyor ve ikisi hiç konuşmuyor. Bir salı otobüs gelmiyor, yirmi beş dakikalık bir yürüyüş kalıyor.
A2 Temel
18 hikayeAmca ve yeğen yağmurdan sonra ormana çıkıyor: biri iri beyazları topluyor, öteki kimsenin bakmadığı küçük kahverengileri. Eczanedeki kadın sepetleri ayırınca sıralama değişiyor.
Ailede fırtına gelince saniye sayılıyor: ışığı gör, sesi bekle, üçe böl. Oğul okulda sesin hızını öğrenip hesabı düzeltiyor, sonra temmuzdaki bir fırtına hesabın neyi söylemediğini gösteriyor.
Vadideki köy kasımda bütün gün sisin altında kalıyor, kuzen Alice ise güneş için iki yüz metre yukarıya taşınmış. Anlatıcı bir pazar sabahı yukarı çıkıp sisi üstten görüyor.
Tavan arasından çıkan 1911 haritasında köyden geçen bir demiryolu var, ama köyde istasyon yok. Anlatıcı çizgiyi yürüyerek takip edince onu çocukluğundan beri bildiği bir yerde buluyor.
Kahvehanenin müdavimi mösyö Lemoine yıllarca her şeyi iki kez söyletti, sonra kızı ona bir kulak cihazı aldı. İki hafta sonra cihaz gömlek cebine dönüyor ve anlatıcı sebebini ancak dere kenarında anlıyor.
Anne otuz yıldır her ocak ayında Solange'a dört satırlık bir kart yazıyor ve şubatta dört satır cevap geliyor. Kartı ilk kez anlatıcı yazdığında bir soru ekliyor ve cevap koca bir sayfa oluyor.
Bisiklet atölyesindeki stajda müşteriler, patronun yaptığı tamirler için anlatıcıya teşekkür ediyor, patron da bunu hiç düzeltmiyor. Son cuma anlatıcı nedenini soruyor.
Kapanan pamuk fabrikasının binası artık kütüphane ve bir sergi için eski siren yeniden çalıştırılır. Serginin ilk pazartesisi kapının önünde üç kadın bekliyordur.
Apartmanın duvarındaki listeye göre her salı bir daire çöpleri sokağa çıkarıyor, ama anlatıcının sırası geldiğinde çöpler zaten dışarıda oluyor. Altı ay sonra sekizde aşağı inip bakıyor.
Cuma akşamı treni iptal olunca garda bir kadın dört kişilik bir taksi topluyor. Yolda anlatıcı bunun tesadüf olmadığını anlıyor.
Kamp resepsiyonundaki yazlık işte patronun tek kuralı var: her gelen kâğıt deftere yazılacak. Ağustostaki fırtına elektriği kesince defter işe yarıyor, sonra patron onu bırakmayı öneriyor.
Apartmanın avlusundaki cam kutusuna biri her gece yarısı şişe atıyor ve bütün kat uyanıyor. Anlatıcı kızgın bir not yazar, sonra gürültünün sahibini görür.
Cuma günleri tren çalışmıyor ve yerine gelen otobüs her hafta gecikiyor. Anlatıcı bir kez öne oturunca gecikmenin sebebini görür.
Anlatıcı sekiz yıl boyunca komşusuna posta kutusundaki soyadıyla günaydın der. Postacı o soyadının başka birine ait olduğunu söyleyince özür dilemeye çıkar.
Köy yolun kenarına arabaların hızını gösteren bir pano koyar ve anlatıcının babası aleti gereksiz bulur. Ay sonunda meclis sayıları okur.
Anlatıcının bisikleti her perşembe sabahı iki adım kaymış oluyor ve suçlu bellidir: hiçbir şeyden memnun olmayan komşu. Garaj kapısına bırakılan bir not meseleyi bambaşka bir yere taşır.
Köy, Devrim sırasında çanını bir gece nehrin dibine sakladığını anlatır ve bu hikayeyi herkes bilir. Müzeden gelen bir adam metali temizleyince altından bir tarih çıkar.
Okulun güney duvarındaki güneş saati telefonlardan iki saat geri gösteriyor ve sınıf onu tamir ettirmeye karar verir. Müzeden gelen bir kadın tek bir soruyla işi tersine çevirir.
B1 Orta
18 hikayeAnlatıcının her sabah beslediği gri kedi bir gün kırmızı bir kurdeleyle gelir ve kurdele ne kadar çıkarılsa da geri döner. Kediyi takip etmek iki komşuyu karşı karşıya getirir, sonra beklenmedik bir masada buluşturur.
Cuma akşamı treni Dijon'da ikiye ayrılıyor ve anlatıcı yanlış yarıda uyuyakalıyor. Gece on birde hiç planlamadığı bir şehirde tek başına kalıyor.
Bir yazılım postacının güzergâhını yeniden diziyor ve her sabah yirmi beş dakika kazandırıyor. O dakikaların nereye gittiği aylar sonra, belediyenin imzaladığı bir sözleşmede ortaya çıkıyor.
İki bahçe arasındaki yaşlı ağacın cevizleri için yasaya bakan yeni komşu haklı çıkıyor ve bir sonbahar boyunca rüzgâr karar veriyor. Sonra belediye eski bir planı çıkarıyor ve sınırın nereden geçtiği anlaşılıyor.
Belediye okulun çatısına kırk panel koyuyor ve dosya elektrik faturasının düşeceğini yazıyor. Fatura hiç değişmiyor, ama kimsenin dosyaya yazmadığı bir şey değişiyor.
Bir sınıf, sisin her zaman ilk geldiği dört yüz adımlık yol bölümünde sekiz cihazla sıcaklığı ölçüyor ve suçun derede olmadığını buluyor. Sonra sayılar kazaların sisin en yoğun olduğu yerde olmadığını gösteriyor.
İki komün her mayıs ayında sınırlarını birlikte yürüyor ve bu yıl gelen genç adamın elinde 1830 tarihli bir plan var. Yedi numaralı taşın yeri planla tutmuyor, ama iki başkan onu yerinde bırakmaya karar veriyor.
Anne salondaki eski koltuğu attırıyor, baba karşı çıkıyor ve koltuk kamyon gelmeden kayboluyor. Aylar sonra koltuk belediyenin bekleme salonunda, üstünde ailenin adını taşıyan bir kartla bulunuyor.
Köyün meydanındaki ekmek makinesi dört yıl boyunca hiç bozulmuyor ve kimse bunu sorgulamıyor. Üç gün boş kaldığında makinenin nasıl çalıştığı ortaya çıkıyor.
Bir kadın köy anıtında dedesinin babasının adını arıyor ama taşta başka bir soyadı yazılı. 1970'te taşı temizleyen işçinin bıraktığı not, hatanın nerede olduğunu gösteriyor.
Köyün atık merkezinde çalışan biri, hâlâ çalışan eşyalar için ofisin yanında bir raf tutuyor. Yeni müdür rafı yasaklayınca raf birkaç adım ötede, kapının dışında yeniden ortaya çıkıyor.
Bir köyde alçak yol her kış su altında kalıyor ve herkesin elinde başka bir suçlu var. Bir avcı kamerası gerçek sorumluyu bulunca tartışma bambaşka bir yere kayıyor.
Bir sınıf iki ay boyunca kasabanın altı noktasında havayı ölçüyor ve en kötü sayı hiç beklenmeyen yerden çıkıyor. Sonuç anlatıldıktan sonra değişen şey trafik değil, cihazın yeri oluyor.
Köy meydanındaki kaynağın suyu beş haftalık kuraklıkta bile hiç azalmıyor ve bunu tuhaf bulan biri çıkıyor. Duvarın önü kazıldığında kaynağın yerinde başka bir şey bulunuyor.
Apartmanın avlusunda her dairenin numaralı bir yeri var ve anlatıcının yeri her perşembe akşamı dolu. Bıraktığı notlar kaybolunca bir akşam bekleyip arabadan kimin indiğini görüyor.
Yvonne teyze on beş yıldır aynı masayı açıyor ve hiçbir şey satmıyor, çünkü fiyatları imkânsız. Bir adam babasının radyosu için istediği parayı sayınca fiyatın ne işe yaradığı ortaya çıkıyor.
Bir aile yirmi yıldır aynı evi kiralıyor ve anahtar hep aynı taşın altında duruyor. Bu yıl taşın yerinde rakamlı bir kutu var ve şifrenin nereden geldiği anlaşılınca babanın şikâyeti dayanaksız kalıyor.
Bir şirket her şeyi bilgisayara taşır, tek bir kişi kâğıt klasörünü tutmaya devam eder ve iki yıl boyunca ofisin şakası olur. Sunucu bozulduğu gün klasör haklı çıkar, ama sahibinin tepkisi kimsenin beklediği gibi olmaz.
B2 Orta üstü
21 hikayeKöyün salonu aileler için iki yüz euro, yerel dernekler için bedava. Bernard bir akşamlık dernek kurup salonu bedava alıyor, sonra derneğine iki üye başvuruyor ve hayır demenin bedeli hesaplanabilir hale geliyor.
Aile elektriğin gece daha ucuz olduğunu düşünüp bir yıl boyunca akşamlarını yeniden diziyor: çamaşır geç saatte, sıcak su gece. Sözleşmenin o satırını ilk okuyan kişi bir yıl sonra telefondaki müşteri temsilcisi oluyor.
Köydeki mobilya atölyesi sekiz ay boyunca işçi bulamıyor ve her toplantıda aynı cümle söyleniyor. Kasımda gelen kırk başvuru tek tek okunduğunda eksik olan şeyin insan olmadığı görülüyor.
Küçük bir hırdavat dükkânı her yıl defterinde yaklaşık dokuz yüz euroluk bir delik görüyor ve sahibi bunun nereye gittiğini biliyor. Bedavayı bir yıl kaldırınca delik kapanıyor, başka bir sayı düşüyor.
Kütüphanenin bütçesi tek bir sayıdan hesaplanıyor: yıl içinde ödünç verilen kitap sayısı. En çok kullanılan kitaplar hiç ödünç verilmiyor ve görevli sonunda sayıyı hesabın istediği biçime sokmanın bir yolunu buluyor.
Köyün garı duruyor, saati de işliyor, ama trenler hiç yavaşlamadan geçiyor. On iki yıllık dilekçelere gelen cevap köyden değil, üç yüz kilometre ötede kaçırılan bir trenden söz ediyor.
Köy on beş yıl boyunca konaklama vergisini elle yazılan bir kâğıtla topluyor; siteler parayı doğrudan göndermeye başlayınca gece sayısı dört katına çıkıyor. Para da dört katına çıkıyor, ama doğru sayı köye parayla çözülmeyen bir şeyi getiriyor.
Boyalı mağarada günde yalnız seksen bilet satılıyor ve sayıyı bir ofis değil duvardaki bir cihaz veriyor. Başkan yaz için yirmi kişi daha isteyince kotanın aslında ne olduğu anlaşılıyor.
Bir defter altmış iki yıl boyunca bahçedeki ağacın iki tarihini taşıyor: beyaza döndüğü gün ve ilk elmanın toplandığı gün. Torun iki tarihi bilgisayara geçirince ailenin yıllardır söylediği cümlenin yarısının doğru, yarısının gizlenmiş olduğu çıkıyor.
Bir amca köken testini yurt dışına gönderiyor ve gelen yüzde on iki bütün aileye yeni bir geçmiş yazdırıyor. Bir yıl sonra aynı örnek yüzde üç oluyor, oysa kimse yeni bir tüp göndermemiştir.
Eski bir evin raporu boyanın altında kurşun buluyor ve aile bekledikleri çocuk için her şeyi kazıtmaya karar veriyor. Kimsenin okumadığı bir satır işin tam tersini yazıyordu ve kan tahlili o satırı doğruluyor.
Departman yol kenarlarını yılda üç kez değil bir kez biçmeye başlıyor ve köy bunu bakımsızlık sayıp mektup yazıyor. On beş mektuptan yalnız biri ölçülebilen bir şey söylüyor, sonra yağmursuz bir yaz tartışmanın konusunu değiştiriyor.
Bir dernek, itfaiye su haznesindeki kurbağalar için temizlik kuralından muafiyet alıyor ve sayıların artmasını bekliyor. Sayılar düşüyor, çünkü haznenin ölçtüğü şey kurbağa değil.
Okulun altındaki arazinin otu bir makine arızası yüzünden yıllarca kesilmiyor ve bir dernek belediyeye bu tercihi için teşekkür ediyor. Yeni makine gelince, kimsenin vermediği karar bir zorunluluğa dönüşüyor.
Belediyenin tavan arasındaki okul kayıt defterleri, uzun yaz tatilinin sıcakla açıklanmasını çürütüyor. Sebep gitmiş, tarihler kalmış ve köy onlara yeni sebepler bulmuş.
Köy 1923'ten beri adının yanında ikinci bir sözcük taşıyor ve herkes onun güzellik için seçildiğini sanıyor. Belediyenin kayıt defteri sebebi başka yazıyor, ama o sebep hiçbir zaman ortadan kalkmıyor.
1977'ye kadar köyün telefonu bir dükkânda duruyor ve dükkânın sahibi mesajları hem taşıyor hem sıraya koyuyor. Hatlar her eve girince kimseden bir şey alınmıyor, yine de bir şey kapanıyor.
Anlatıcı on bir yıldır köyün yaşlılar yemeğinde servis yapıyor. Bu yıl davet listesinde annesinin adı var ve annesi oturmak yerine yardım etmeye geliyor.
Aynı köyde neredeyse aynı adı taşıyan iki aile bir yüzyıl boyunca aralarında bağ olmadığını söyledi. Belediyenin 1902 defteri başka bir şey yazıyor ve karşı evin en yaşlısı bunu 1961'den beri biliyor.
Annem düşerse basacağı kırmızı bir düğme taşıyor ve düğme her ayın ilk salısı sınanıyor. Kasımda beş saat on dakika elektrik kesiliyor ve testin neyi ölçtüğü ortaya çıkıyor.
Garajın internetteki notu bir sabah 4,6'dan 3,9'a düşüyor ve atölyede hiçbir şey değişmiş değil. İki ay boyunca kimse yanlışı düzeltmiyor ve o iki ay yılın en iyi iki ayı oluyor.
C1 İleri
16 hikayeBir un işletmesinde herkes, eski tartı yazılımının gösterdiği ağırlığa yüzde üç eklemeyi ilk haftasında öğreniyor. Yazılım değişince kural değişmiyor ve bir ekim günü kırk tonluk bir siparişin altı tonu ortada yok.
Anlatıcının makinesinden sıçrayan bir kıvılcım köyün arkasındaki tepeyi yakıyor. Bir orman mühendisi asıl sebebin elli yıldır biriken çalılar olduğunu söylüyor ve bu açıklama anlatıcıyı önce rahatlatıyor, sonra rahatsız ediyor.
Köy her eylül meydandaki eski fırını yakıyor ve atalarının orada birlikte ekmek yaptığını anlatıyor. Panonun metnini yazmak için arşive giren anlatıcı, fırının bir zamanlar şatonun zorunlu fırını olduğunu buluyor ve haminin istediği güzel hikaye ile belgelerin söylediği arasında kalıyor.
Anlatıcı çocukluğunun gece trenine yıllar sonra yeniden biniyor ve şafakta gördüğü deniz anısındaki gibi. Annesini aradığında aynı yolculukların onun için yazın en kötü geceleri olduğunu öğreniyor.
Gönüllüler yirmi yıldır mayıs şafağında göletin çevresinde kuş türlerini sayıyor ve sayı üç baharda otuzdan elliye çıkıyor. Belediye bunu kendi politikasına bağlıyor, koordinatör ise önce ölçme biçiminde neyin değiştiğini soruyor.
Anlatıcı ocakta bütün aboneliklerini bir tabloya döker ve on birinden onunu bir akşamda iptal eder. Geriye on beş aydır adım atmadığı spor salonu kalır ve onu bırakmak, beklediğinden zor çıkar.
Noel arifesinde erkek kardeşi, annelerine ayırdığı her saati saydığı bir tablo çıkarıyor ve anlatıcı öfkeleniyor. Ertesi sabah annenin de sekiz yıldır bir şey saydığı ortaya çıkıyor.
Belediye havuzunun emekli olan teknisyeni halefine altmış sayfalık kusursuz bir belge bırakır. Dört ay sonra bir motor durur ve sebebi, yaşlı adamın otuz yıldır farkında olmadan yaptığı bir hareket çıkar.
Annesinin evini boşaltan anlatıcı, bir bisküvi kutusunda babasının adını taşıyan bir kart bulur: Argelès, şubat 1939. Ailenin tek cümlelik hikayesi yalan değildir, ama kumu dışarıda bırakır.
Belediye şehrin en kalabalık kavşağındaki trafik ışıklarını bir yıllığına kaldırıyor ve anlatıcı karara karşı çıkan dilekçeyi imzalıyor. Bir yıl sonra kazalar azalıyor, ama rakamların saymadığı bir şey de var.
Küçük bir limandaki lokantanın balık çorbası ulusal bir gazetede övülünce masalar aylarca doluyor. Lokantanın sahibi büyümek yerine çorbayı denizin verdiğine bağlı bırakıyor ve bu karar hiç beklemediği bir sonuç doğuruyor.
Rehber, koydaki yürüyüşü denizin bir at kadar hızlı geldiğini söyleyerek açıyor. Yolun ortasında bunun bir abartma olduğunu itiraf ediyor ve anlatıcı, korkutan bir yalanla ölçülü bir gerçekten hangisinin insanları daha iyi koruduğuna karar veremiyor.
Anlatıcı otuz yıldır, çocukken amcasının tarlasına inen küçük bir uçağı anlatıyor. Kendi eliyle yazdığı eski bir mektup o gün orada olmadığını gösteriyor ve belleği inceleyen bir arkadaşı bunun neden şaşırtıcı olmadığını açıklıyor.
Vadideki çoban bir nisan sabahı on bir koyununu ölü bulur ve köy bir yüzyıl sonra kurdun döndüğüne karar verir. Laboratuvar başka bir şey söyler, ama köyün kurda ihtiyacı vardır.
Anlatıcı yirmi yıl önce iki arkadaşının nikâhında tanık olmuştu. Boşanırken ikisi de ondan ötekine karşı yazılı tanıklık istiyor ve anlatıcı, istenen şeyin aslında tanıklık olmadığını geç anlıyor.
Bir navigasyon uygulaması kamyonları köyün dar caddesinden geçirmeye başlayınca bir komşu her sabah kavşakta sahte bir kaza bildiriyor ve kamyonlar kayboluyor. Kasımda aynı uygulamayı izleyen bir ambulans da kavşağın etrafından dolaşıp geç kalıyor.
C2 Ustalık
16 hikayeApartman toplantısında avludaki yaşlı asmanın sökülmesi tek bir itiraz çıkmadan kabul ediliyor. Aylar sonra bir komşu partisinde, o oybirliğinin aslında dile getirilmemiş kuşkulardan oluştuğu ortaya çıkıyor.
Kaldırılmasına karar verilen gece treni son seferine yıllardır ilk kez dolu çıkıyor, ama vagonları onu hiç kullanmamış bir veda kalabalığı dolduruyor. Düzenli yolcular yer bulamıyor ve yirmi yedi yıllık biletçi, treni rakamların mı yoksa ihmalin mi öldürdüğüne karar veremiyor.
Bir bilim insanının on dokuz yıl önce yayımladığı ünlü buğday deneyi, genç bir araştırmacının elinde üç kez tekrarlanamıyor. Deneyi birlikte yeniden yapıyorlar ve anlatıcı eski defterlerinde, sonucunu farkında olmadan nasıl seçtiğini görüyor.
Çiftçiler bataklıktan geriye kalanı kurutup tarlaya çevirmek isteyince belediye kararı halk oylamasına bırakıyor ve kasaba ikiye bölünüyor. Kardeşi borç içindeki çiftçilerden biri olan, öğrencilerini her bahar bataklığa götüren anlatıcı, oylamanın arifesinde hangi pişmanlıkla yaşayabileceğini tartıyor.
Kasabanın meydanındaki heykel, 1832 salgınında hastaların yanında kalan papazı anıyor; kaçan belediye başkanı ise anlatıcının atası ve soyadı korkaklığın sıfatı olmuş. Tavan arasında yıllardır açılmamış bir kutudan çıkan mektup hikayeyi tersine çeviriyor, ama sahici bir mektubun doğru olup olmadığı başka bir soru.
Annelerinden kalan köy evini satmak için iki kardeş, evi alıcı olabilecek genç bir çifte birlikte gezdiriyor. Çifte söylenen her cümle aslında ötekine söyleniyor ve çiftin gönderdiği cevap, iki kardeşin otuz yıldır söyleyemediği şeyi söylüyor.
Meydandaki kahvehanenin sahibi otuz bir yıldır her şeyi görüyor ve neredeyse hiçbir şey söylemiyor. Belediye meydana yüzleri tanıyan kameralar koyunca, makinenin kendi bakışından hem daha adil hem daha acımasız olduğunu fark ediyor.
Anlatıcı yaşlı bir terzinin atölyesini satın alıyor; terzi altı ay daha kalacak ve camdaki isim değişmeyecek. O ismin aslında kime ait olduğu ortaya çıkınca devrin ondan ne istediği de değişiyor.
Anlatıcı yirmi yıldır her pazar meydan pazarında pazarlık ediyor ve kuralların hepsini biliyor. Taşınırken aynı pazardan aldığı eşyaları satmak için masanın öbür yanına geçiyor ve kuralların neyi susturduğunu ilk kez görüyor.
Şehrin ışıkları yüzünden kapatılan bir gözlemevinin son gecesinde bir fırtına bütün vadinin elektriğini kırk dakikalığına kesiyor ve insanlar balkonlardan gökyüzüne bakıyor. Ertesi sabah gazete iki yüz şikâyeti haber yapıyor; gökyüzünden tek söz yok.
Bir dağ köyüne on bir yıl önce yerleşen yabancı anlatıcı, her ağustos azizin heykelini geçide taşıyan sekiz adamın arasına hiç çağrılmamıştır. Bu yıl yerini ona veren, yıllarca onunla mahkemelik olmuş komşusudur ve anlatıcı kabul mü edildiğini yoksa yalnızca işe mi yaradığını bilemiyor.
Anlatıcı, yirmi iki yıl önce kendisine ihanet ettiğine inandığı arkadaşından bir mektup alıyor ve zarfın içinden, o yıllarda kendi yazdığı ve yerine ancak şimdi ulaşan bir mektup çıkıyor. Yeniden başlayan yazışma ihaneti çözüyor, ama geriye anlatıcının kendi payı kalıyor.
Kız kardeşi öldükten on sekiz ay sonra anlatıcının elinde, onun sosyal medya sayfasını silmek için doldurulmuş bir form var. Annesi o sayfaya her pazar yazıyor, kardeşi ise ne istediğini hiçbir yere yazmamış.
Uzun bir kuraklıkta baraj gölü otuz metre çekiliyor ve 1962'de sular altında kalan köy yeniden ortaya çıkıyor. Ziyaretçiler akın ediyor, o köyde doğan anlatıcının annesi ise aşağı inmeyi reddediyor; yağmurlar dönünce anlatıcı gelecek yaz için ne dileyeceğini bilemiyor.
Bir grup genç, anlatıcının oturduğu sokağa, 1907 grevinde askerleri çağıran fabrikatörün adı yerine fabrikanın önünde vurulan on yedi yaşındaki işçinin adını vermek istiyor. O işçinin kardeşinin torunu olan anlatıcı, sokağa 1932'de adını kimlerin verdiğini arşivde bulunca dilekçeyi imzalayamıyor.
Bir çevirmen, ölmüş bir Türk yazarın son romanını Fransızcaya çevirmiş; yayıncı ondan, son derece kibar bir dille, metni biraz yumuşatmasını istiyor. Çevirmen önce reddediyor, sonra isteğin haklı bir yanı olabileceğini görüyor ve kendi sebeplerinden emin olamıyor.
Bugün başla, yarın hatırla.
Seviyeni seç ya da kısa bir testle bulalım. Günde birkaç dakika yeter.
Ücretsiz. Kayıt gerekmez.