- flegmatiquesoğukkanlı, kolay kolay heyecanlanmayan
- fomenter(isyan, kargaşa, komplo) el altından hazırlamak, körüklemek
- frénétiqueçılgınca, denetimsiz ve telaşlı
- frugalitéazla yetinme, sade ve kanaatkâr yaşayış
- fulminerateş püskürmek, öfkeyle gürlemek
- fustigeryerden yere vurmak, sert dille eleştirmek
- galvanisercoşturup harekete geçirmek (kalabalığı, takımı); galvanizlemek
- geignardmızmız, sürekli sızlanan
- germerfilizlenmek, çimlenmek
- gestationgebelik dönemi; (bir eserin) olgunlaşma süreci
- gradationderece derece geçiş, kademelenme
- grandiloquentbüyük laflarla dolu (söz, üslup); büyük laflar eden (kişi)
- haranguenutuk (kalabalığa yönelik ateşli konuşma)
- hégémoniquehegemonik, egemenliğini dayatan
- hétérodoxeheterodoks, yerleşik görüşe aykırı
- hilaritégülüşme, kahkaha tufanı
- hubrisaşırı kibir, haddini aşan gurur
- iconoclasteikonoklast, yerleşik inançlara ve değerlere saldıran kişi
- illusoiregerçekte var olmayan, boş (umut, güven)
- immuabledeğişmez, hep aynı kalan
- impassibleifadesiz, hiçbir duygusunu belli etmeyen
- impérieuxbuyurgan, emredici; karşı konulmaz (ihtiyaç)
- imperturbableistifini bozmayan, her koşulda soğukkanlı
- impétueuxfevri, ateşli (kişi); azgın (su, rüzgâr)
- imprévoyantileriyi düşünmeyen, geleceği hesaba katmayan
- imputer(suçu, kusuru) birinin üstüne yıkmak, birine yüklemek
- inaugureraçılışını yapmak (törenle); başlatmak (yeni bir dönem)
- incandescentakkor hâlinde, kor gibi parlayan; alev alev (tutku)
- incomber(görev, sorumluluk) birinin üzerine düşmek
- incorrigibleıslah olmaz, iflah olmaz
- inculperresmen suçlamak, sanık durumuna getirmek
- incursionani saldırı (düşman topraklarına); başka bir alana kısa süreli giriş
- indéfendablesavunulamaz, savunacak yanı olmayan
- indomptableboyun eğmez, zapt edilemez
- ineffablesözle anlatılamaz, tarifsiz
- infatigableyorulmak bilmez
- inimitabletaklit edilemez
- inimitiéköklü düşmanlık, husumet
- iniquitébüyük haksızlık, hakkaniyetsizlik
- insolvableborcunu ödeyemeyen, ödeme gücünü yitirmiş
- insouciancekaygısızlık, gamsızlık
- insouciantkaygısız, gamsız (sonucu dert etmeyen)
- interlocuteurmuhatap, konuşmadaki karşı taraf
- interloquédili tutulmuş, ne diyeceğini bilemeyen (şaşkınlıktan)
- intersticedar aralık, ara boşluk
- introspectioniç gözlem, insanın kendi iç dünyasını incelemesi
- invectiverhakaretler yağdırmak, ağır sözlerle saldırmak
- inviolabledokunulmaz, çiğnenemez
- irascibleçabuk öfkelenen, öfkesi burnunda
- irrévérencesaygısızlık, kutsal tanımazlık
Bu kelimeleri ezberlemek yerine kalıcı hale getir.
Ücretsiz. Kayıt gerekmez.